‘Made in Europe’ taslağında Türkiye çelişkisi!
OSD Başkanı Cengiz Eroldu: “Made in Europe yasa taslağı bir yandan Gümrük Birliği ülkelerini kapsıyor, diğer yandan araçların mutlaka AB’de üretilmesini şart koşuyor. Bu maddeler birbiriyle çelişiyor.”
Otomotiv Sanayii Derneği (OSD) Yönetim Kurulu Başkanı Cengiz Eroldu, yılın ilk altı ayında otomotiv üretiminin geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 6 gerilemesine rağmen sektörün 20,8 milyar dolarlık ihracatla tarihinin en yüksek ilk yarı performansına ulaştığını söyledi. İç pazarda yerli üretimin payının yüzde 34’e yükseldiğini belirten Eroldu, yeni yatırımların yılın ikinci yarısında devreye girmesiyle üretim ve kapasite kullanımında toparlanma beklediklerini ifade etti. Ancak Eroldu’na göre sektörün önündeki en kritik başlık, Avrupa Birliği’nin hazırladığı “Made in Europe” yasa taslağı. Türkiye’nin Avrupa otomotiv üretimindeki konumunu doğrudan etkileyebilecek düzenlemeye ilişkin değerlendirmelerde bulunan Eroldu, taslak metindeki en büyük sorunun kendi içinde barındırdığı çelişki olduğunu söyledi.
‘Bir maddede kapsam içindeyiz, diğer maddede kapsam dışına itiliyoruz’
Eroldu, Avrupa Birliği’nin hazırladığı taslakta ilk maddelerde Gümrük Birliği ülkelerinin kapsam içinde gösterildiğini ancak ilerleyen maddelerde desteklerden yararlanacak araçların mutlaka Avrupa Birliği sınırları içinde üretilmiş olmasının şart koşulduğunu belirtti. “Bir yandan Gümrük Birliği ülkeleri kapsam içinde deniliyor, diğer yandan araçların Avrupa Birliği’nde üretilmesi şartı getiriliyor. Böyle olunca taslak kendi içinde çelişiyor. Türkiye hukuken kapsamda görünüyor ancak fiilen kapsam dışında bırakılıyor” değerlendirmesinde bulunan Eroldu, bu durumun düzeltilmesi gerektiğini söyledi.
Türk otomotivi için kritik risk
AB’nin hazırladığı düzenleme; kamu alımları, filo satışları, elektrikli araç teşvikleri ve çeşitli kamu desteklerini kapsıyor. Taslağın mevcut haliyle yürürlüğe girmesi halinde Türkiye’de üretilen elektrikli ve şarj edilebilir hibrit araçlar Avrupa’daki önemli teşvik mekanizmalarından yararlanamayabilecek. OSD’ye göre bu durum yalnızca araç üreticilerini değil, Türkiye’nin Avrupa ile yıllardır kurduğu üretim zincirini de olumsuz etkileyecek.
Yüzde 70 yerli parça şartı ikinci tehlike
Eroldu, taslakta yer alan yüzde 70 Avrupa Birliği menşeli komponent şartının da Türk otomotiv tedarik sanayisi açısından ciddi risk oluşturduğunu söyledi. Türkiye’nin sistem dışında kalması halinde Türk tedarikçilerinin Çin, Hindistan, Fas ve Mısır gibi ülkelerle aynı havuzda rekabet etmek zorunda kalacağını belirten Eroldu, “Bunun orta ve uzun vadede ana sanayinin rekabet gücünü de zayıflatacak. Bu yalnızca tedarik sanayisinin değil, tüm otomotiv ekosisteminin sorunudur. Ana sanayi ile tedarik sanayi birbirinden ayrı düşünülemez” ifadelerini kullandı.
‘Türkiye Avrupa’nın rakibi değil tamamlayıcısı’
Türkiye’nin hafif ticari araç ve otobüs üretiminde Avrupa’nın en önemli üretim merkezlerinden biri olduğunu hatırlatan Eroldu, Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki otomotiv ticaretinin son derece dengeli yürüdüğünü belirtti. Türkiye’nin Avrupa’nın rakibi değil tamamlayıcısı olduğunu vurgulayan Eroldu, “Bu entegrasyonun zarar görmesi yalnızca Türkiye’nin değil Avrupa otomotiv sanayisinin de rekabet gücünü olumsuz etkiler.” dedi. Ayrıca OSD Başkanı, taslağın değiştirilmesi için Cumhurbaşkanlığı, ilgili bakanlıklar ve sektör kuruluşlarının Avrupa Birliği nezdinde yoğun diplomasi yürüttüğünü belirterek, Türkiye’nin Gümrük Birliği haklarının korunacağı bir düzenleme beklediklerini açıkladı.
Türkiye’nin önceliği ekonomiyi düzeltmek
Türkiye’de otomobil yaş ortalamasının yüksek olmasına rağmen hurda teşviki veya araç parkını yenileyecek bir programın gündemde olmamasını değerlendiren OSD Başkanı Cengiz Eroldu, mevcut ekonomik koşullarda bunun önemli bir kamu kaynağı gerektirdiğini söyledi. Türkiye’nin önceliğinin makroekonomik dengeleri güçlendirmek olduğunu belirten Eroldu, “Araç parkının gençleştirilmesi son derece doğru bir hedef. Ancak bunun için ciddi kamu desteği gerekiyor. Bugünkü ekonomik konjonktürde hükümetten böyle büyük bir kaynak ayrılmasını beklemek gerçekçi olmaz” dedi.